Dünyanın sonu Viyana’da başladı. Kentin koşulları da hayli uygundu bu işe. Şatafatlı törensel gösterilerin ötesinde sergileyecek fazla bir şeyi kalmamış olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun bu görkemli başkenti, işlevlerini gizlemek üzere binaları sarmalayan cephelerin oluşturduğu mimarisi, şekerleme türlerine öykünen müziği, çöküşün kendine özgü tadını sonuna kadar çıkarmaya hazır aşırı duygusal ruh hali ve dışlanmış Yahudi azınlığıyla hazırdı mahşer gününe.

Kremalı pastaların, kafelerin, konser salonlarının, sergilerin başkenti Viyana’ya, siyasal olmasa da cinsel açıdan liberal ilişkiler egemendi yüzyıl dönümünde. Bu özgürlük sanatın objesine de yansımış, Rönesanstan beri hareketsiz, tercihan da kapalı gözlerle teşhir edilen çıplak hareketlenip, bakış ve davranışlarıyla giderek müstehcen olmaya başlamıştı. Hedonist Viyana, ‘nü’yü farklı bağlamda sergilemekteydi artık. Utanmazlık bir estetik ilke olmuştu.

KLIMT: KIZIL SAÇLAR

KLIMT: DANAE (1907)

Çok değil yirmi yıl öncesinde Viyana, dünyayı yeniden kurmayı düşleyenler arasında yer almıştı. O tarihlerde Avrupa, 19. Yüzyıl sanatının tarihten ödünç alınmış tarzlarına karşı çıkan yeni bir akımla tanışmıştı. Akademik geleneğin taklitçi tarzlarının modern estetik anlayışına ters düştüğü görüşünden hareketle İskoçya’da başlayan ve kısa süre içinde Kıta Avrupasıyla Amerika’ya yayılan bu yeni uluslararası sanat akımı, Art Nouveau idi. Gelenekten ayrılmanın Alman ve Avusturyalı sanatçılar nezdindeki adı Sezession oldu. Akımın üç önemli merkezi Berlin, Münih ve Viyana, önde gelen temsilcileri de, Lovis Corinth, Ferdinand Hodler, Gustav Klimt, Oskar Kokoschka, Egon Schiele, Max Liebermann ve Franz von Stuck’tu.

Avusturyalı mimar Otto Wagner Art Nouveau’nun Rönesans, yani yeniden-doğuştan fazla bir şey, bir 'nesans', yani bir ‘doğuş’, tümüyle yeni bir başlangıç olması gerektiğini ilan etmişti 1895 yılında. Joseph Maria Olbrich tarafından Sezession adına yapılan pavyon da, çatısındaki altın varak defne dalları sarılmış küresiyle bu yaratıcı gizemin Viyana’daki mabedi konumundaydı. Wagner, Hoffmann ve Olbrich gibi mimarlarla birlikte Klimt de, yeni tarzı geliştirmek üzere Sezessionist dergi Ver Sacrum çevresinde toplananlar arasında yer almıştı.

JOSEPH MARIA OLBRICH: SEZESSION (1896)

Alma'nın Muhteşem Koleksiyonu

Hollanda asıllı manzara ressamı Emil Jakop Schindler'in kızı Alma, 1879 Ağustosunda Viyana'nın işte bu renkli dünyasına doğdu. Alma, annesi Anna Sofie'yi, sağlıklı, güçlü ve erkekler üzerinde yarattığı etkiye bakılırsa, güzel bir kadın olarak hatırlıyordu. Her ne kadar kendisi onun yüz ifadesini yeteri derecede entelektüel bulmasa da. Emil Jakop ise, hayrandı eşi bulunmaz Anna'ya.

Kendisinden iki yıl sonra doğan kız kardeşi Grethe ile birlikte Alma, piyano dersleri almaya başlayacak ve Grethe 8, Alma da 10 yaşındayken verdikleri bir konserde besteci Zemlinski'nin öğrencileri olarak, dinleyici karşısına çıkacaklardı.

Emil Schindler 1892 yılında öldüğünde, Alma henüz 13 yaşındaydı. Babasının ölümünden sonra annesi, eşinin eski bir öğrencisi olan Carl Moll ile evlendi. Moll, Sezession'un kurucularındandı; bu sayede de gencecik Alma'ya, Viyana'nın zengin sanat dünyasının kapıları açıldı. Bu ortamda Alma, ilk öpücüğünü Gustav Klimt’e verecek; ardından tiyatro direktörü Max Burckhard ile flört edecek; sonra besteci Alexander von Zemlinski ile çıkacak ve nihayet 1902 yılında, besteci ve orkestra şefi Gustav Mahler ile evlenecekti.

GUSTAV KLIMT

MAX BURCKHARD

ALEKSANDER ZEMLINSKI

GUSTAV MAHLER

Alma ile evlendiğinde Gustav, Viyana Kraliyet Orkestrasının şefiydi. Bu evlilikte Alma, eşinin destekçisi olacak ve kendi besteciliğini bir yana bırakacaktı. Mahlerlerin iki kızı oldu. Büyük kızlarının difteriden ölümüyle de Alma, depresyona girdi. Bauhaus'un kurucusu mimar Walter Gropius’la ilişkisi işte bu sırada doğdu. Konuyu öğrenmesinin ardından Mahler, Alma’nın besteci yanını ciddi şekilde desteklemeye başlayacak, kendi yayımcısını eşinin eserleri için devreye sokacak, bir kereliğine de Sigmund Freud’un muayenehanesini ziyaret edecekti.

Bu fırtınalı ortamda Mahler+ler 1911 yılında Gustav'ın konuk şef olarak vereceği konserler için Amerika’ya gittiler. Zaten kalp yetersizliği çeken Gustav orada ağır hastalanacak, Viyana’ya dönüşünden kısa süre sonra da ölecekti.

Mahler’in ölümünden sonra beklenen Alma'nın Walter Gropius’a dönmesiydi. Ne var ki, hemen olmadı bu. Alma, önce ressam Oskar Kokoschka ile ilişkiye girdi; ama Kokoschka'nın kıskançlığı yüzünden kısa süre içinde bunalacaktı bu beraberlikten. Oscar ile birlikteliğinin en önemli ürünü ise, Rüzgarın Gelini oldu. 1914 yılında Kokoschka, Alma ile sevişme sahnesini Avusturya modernist sanatının en değerli yapıtlarından birine dönüştürmüştü.

I. Dünya Savaşı nedeniyle Oscar Kokoschka askere gittiğinde, Alma, Walter Gropius ile bıraktığı yerden devama karar verdi. 1915’yılında askerden aldığı izin sırasında da Gropius'la evlendi. Ama acı, Alma'nın peşini gene bırakmayacak ve kızları Manon on sekizinde çocuk felcinden ölecekti. Dostları Alben Berg, Keman Konçertosunu Manon Gropius'a ithaf etmişti.

WALTER GROPIUS

OSCAR KOKOSCHKA

FRANZ WERFEL

ALMA MAHLER

1917 yılında Alma, Yahudi asıllı Çek şair ve yazar Franz Werfel’e aşık oldu ve ondan hamile kaldı. Gropius, çocuğu başta kendisinin sanacak, ama Alma’nın Werfel ile süren ilişkisi, durumun anlaşılmasına neden olacaktı. Sonuçta çift boşandı; bu arada bebek de hidrosefal doğduğundan on aylıkken öldü. Alma, 1929da Franz Werfel ile evlendi. 1938 yılında Hitler’in Avusturya’yı ilhakının hemen ardından da Fransa’ya kaçtılar. Fransa güvenilmez hale geldiğinde, son adresleri Amerike oldu. Werfel, 1943 yılında filme alınan ve baş rollerinde Jennifer Jones ile Vincent Price'ın oynadığı Bernadette'in Şarkısı ile Amerika'da üne kavuştu. 1945 yılında da, geçirdiği kalp krizi sonucunda öldü.

OSCAR KOKOSCHKA: RÜZGARIN GELİNİ (1914)

Alma, 1946 yılında Amerikan vatandaşlığına geçti. 1964 yılındaki ölümüne kadar da, 20. Yüzyıl Avrupa modernist kültürünün bedenleşmiş hali olarak, orada yaşadı. Onun bu muhteşem koleksiyonunun paha biçilmez parçaları ise, yüzyılın tüm anlatısı boyunca hep bizimle birlikte olacaklar.

1

2

3

ANASAYFAEĞİTİMLER Konferanslar Öğrenme YolculuğuMODERNİZMİN ÖYKÜSÜ Uvertür Bir Modernite Masalı Prelüd Orta Çağın Gün Batımı İtalya'dan Yola Çıkıp Bir Dahiler Dönemi Vaftiz Edilen Hümanizm Rönesans Küreselleşmesi Her Şey Tanrı Adına Bilmeye Cesaret Et Aklın Işığındaki Dünya Devrim İçinde Devrim İnterlüd Yirminci Yüzyılın Dinamikleri Kurbanın Dansı Viyana Hazır Mahşer Gününe Yeni Gerçekler Farklı Temsiller Petersburg'dan Gelen İşaret Bosna'da Sıkılan Kurşun New York'ta Çöken Borsa Karşı-Devrimin Devrimcileri Berlin'de Biten Deniz Ne Yaptk Biz İkiye Bölünen Dünya Bir Dehşet Denhesi Refahın Kanatlarında Paris'te Bahar Woodstock'ta Yaz Kadınlara Yeni Kimlik Zenciler de Sahnede Eski İlişkilerin Sonu Postmodern Durum Ne Görüyorsan O Sade Olan İç Sıkar Bir Postmodern Durum "Gerçek" mi Dediniz? FinalİMGELERLE ANTİKİTE Pamfilya'nın Tüm Boyları Attaleia Perge Aspendos Sub Sub Menu Item 7 Sub Sub Menu Item 8 Pisidya'da Bahar Sub Sub Menu Item 4 Sub Sub Menu Item 5 Sub Sub Menu Item 6 Sub Sub Menu Item 7 Sub Sub Menu Item 8 Likya Yollarında Sub Sub Menu Item 4 Sub Sub Menu Item 5 Sub Sub Menu Item 6 Sub Sub Menu Item 7 Sub Sub Menu Item 8BLOG Panoptikon Babam ve Ben Boşuna MonologlarPORTFOLYOLAR Doğa & Manzara Kentler & Sokaklar Ören Yerleri Kiliseler & Camiler Müzeler & Sanat Mimari Fotoğraflar Detaylara Dair MakroİLETİŞİM